İlk olarak Datça Merkeze 2 km uzaklıktaki Dalacak Burnundaki KnidosBurgaz mevkiinde Knidos kurulur. M.Ö 4 . yy ortalarında 35 km uzaklıkta , bugünkü kalıntıların bulunduğu Tekir burnuna taşınılır.

Knidos; bilim, mimarlık ve sanatta da oldukça ileri bir kentti. Tarihin önemli isimlerine ev sahipliği yapmış bu antik kentte büyük astronomi ve matematik bilimcisi Eudoksus, Doktor Euryphon, ünlü ressam Polygnotos ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos burada yaşadı. M.Ö 4.yy en ünlü heykeltraslarindan olan Praksiteles Atinalı olmasına karşın uzun yıllar Knidos'ta yaşamış, Knidos'un verdiği ilhamla bir çok ölümsüz esere imza atmıştır. Eserlerinin bir çoğu günümüze gelmemiş olsa da onlar hakkındaki bilgileri aslına uygun yapılmış kopyalarından alıyoruz. Bunların içinde en ünlüsü olan , "Knidos Aphrodite" heykeli günümüzde bile adı sıkça geçmekte , sanat kavramı olarak söz edilmektedir.
Knidos AslanıKnidos'un bir önemli simgesi'de Knidos Aslanı'dır. Knidos Aslanı M.Ö 394'te Knidos önlerinde yapılan bir deniz savaşını kazanıp kenti işgalden kurtaran komutan Conon için yaptırıldı ve kızıl kayalıklara dikildi. Ama su kaynaklarının kuruması, depremler ve korsan saldırıları nedeniyle kent terk edildi, heykel'de unutuldu. İngiliz Subay-Arkeolog Sir Charles Newton, 1855 de üç günlük uğraş sonucu gemiye yükletebildiği heykeli ingiltere'ye götürmüştür.

Doktor Euryphon ve öğrencileri zamanının ikinci büyük tıp okulunu Knidos’ta kurmuşlardır. Eudoksus’un geliştirdiği ve dönemin büyük buluşu olan mevsimleri ve zamanı gösteren güneş saati, ören yerinde bugün de görülebilir.

O sessiz ve kendine özgü atmosferde insanın kendisini Knidos Antik Kentiturist havasından sıyırarak ve binlerce yıl geriye giderek mermerden yapılma merdivenlerde ve tapınaklarda, tiyatrolarda o zamanın insanı gibi yürürken bulacağı masalsı şehirdir. Bugün de Akdeniz'den Karadeniz'e giden gemilerin çoğu Knidos'un yanından geçmektedir.

Tarihçi Strabon kenti kıyıdan Akrapolise doğru yükselen bir tiyatroya benzetir. İç ve dış limanı ikiye ayıran yarımada üzerinde özel binalar,
iç limanın üzerinden Akropolis’e hafif bir eğimle yükselen yamaçlarda oluşturulan setlerde ise topluma hizmet veren binalar kurulmuş.
Şehir 4 km’yi bulan surlarla çepeçevre sarılmış. Askeri liman ile Akropol arasında ve güneydeki ticari limana kadar geniş bir alanı kaplıyor. Surlarına kadar Mermer ile yapılmış bir şehirdir.

Deveboynu olarak bilinen yarımada eskiden adaymış. Baş kısmı Knidos Liman Kentikaraya bağlanarak her iki yanında suni liman oluşturulmuş.
Dolgu alanına da geçişte kullanılmak üzere bir kanal açılmış.
Kuzey limanı askeri amaçla kullanılıyor, her iki yanında yuvarlak kontrol kulesi bulunuyor ve ağzı zincirle kapatılıyordu. Kontrol kulelerinden güneyde olanı bugün ayakta. Güneydeki iç liman ise daha büyük ve ticari gemilerin yanaştığı limandı. Knidos’un biri 20.000 diğeri 5.000 kapasiteli iki tiyatrosu var. Güneyde, ticari limanın yakınındaki küçük olanı. Akropoldeki büyük tiyatro ise, taşları ve mermerleri 19. yüzyılda gemilerle götürüldüğü için bugüne ulaşamamış.


En tepede Apollon Tapınağı bulunuyor ve kent oraya doğru bir tiyatro gibi yükseliyor. Aşağıdaki Tiyatronun hemen üzerindeki Korint Tapınağı mimar Stratos’un eserlerinden biriydi. Kentte yapılan kurtarma kazılarından buluntular ören yerindeki küçük müzede sergileniyor.

Knidos Resimleri için tıklayınız.